Türkiye, siyasi hafızasına uzun yıllar silinmeyecek bir virajı 23 Eylül 2026 itibarıyla döndü. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den istifası ve beraberinde 8 ilçe belediye başkanının da partiden ayrılması, sadece yerel siyasette dengeleri değiştirmekle kalmadı; yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de tüm denklemini kökten etkiledi. Siyaset kulislerinde bu istifanın yapı taşlarının, 9 Eylül'de Beştepe'de gerçekleşen Erdoğan-Yavaş zirvesinde döşendiğini ifade eden çok sayıda görüş var. Ancak analizi derinleştiren asıl unsur, görüşmenin hemen ardından yaşananlar ve verilen diplomatik mesajlar. Ankara’ya yönelik uzun süredir bekleyen yatırım ve finansman izinlerinin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması, karşılıksız bir devlet jesti olmaktan ziyade son derece akılcı bir mutabakat ürünü olarak okunmalıdır.
Görüşmeden servis edilen "yan yana ve ayakta duran" fotoğraf karesi de bu izlenimi pekiştiriyor. Bu bakış açısıyla belki de Mansur Yavaş siyaseten jübilesini yapmış olabilir. Ancak hakim görüş Mansur Yavaş’ın bir bekleme sürecine girdiği. Yavaş’ın siyasi ağırlığına alan açan bu görsel dil, onun muhalefet çatısından kopuşunu hızlandıran bir katalizör işlevi görmüştür. Bu durum güçlü senaryoyu beraberinde getiriyor: Yavaş’ın, Ankara’ya hak ettiği hizmetleri kazandırmak adına Cumhurbaşkanı’na "Bu dönem sonu siyaseti tamamen bırakacağım veya iddialı bir adaylık çıkışından uzak duracağım" taahhüdü vererek bu destekleri sağladığı ve böylece siyaseten dengeye getirildiği ihtimali. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde rekabetin ağırlık merkezi tamamen ilk tura kimin kalacağı üzerine kurulu. İktidar cephesinde adaylık konusunda hiçbir belirsizlik görünmüyor; AK Parti ve MHP liderliklerinin iradesi net, Cumhur İttifakı'nın adayı yine Recep Tayyip Erdoğan olacak.
Asıl çok bilinmeyenli denklem ise muhalefet tarafında. Bilindiği üzere Özgür Özel artık Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinde değil ve Yeni Parti çatısı altında bir iddia ortaya koyuyor.
Yüz yılı aşkın geçmişiyle CHP ise kendi içinden tamamen farklı bir adayı sahneye çıkarmak durumunda. Ekrem İmamoğlu’nun durumu ise o tarihteki hukuki ve siyasi yasak süreçlerinin netleşmesine bağlı. İşte bu noktada Mansur Yavaş’ın bağımsız bir aday olarak sahneye çıkma potansiyeli, ilk tur oylarının tamamen bölünmesi ve seçimin şayet iktidar adayı birinci turda kazanamaz ise, ikinci tura kalması anlamına geliyor. Kulislerde DEM Parti’nin de ilk turda kendi adayını çıkaracağı konuşuluyor. İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ve Yeniden Refah Partisi gibi aktörlerin ilk turdaki hamleleri de bu matematiksel bölünmeyi büyütecektir.
İlk tur kimin ne kadar oy alacağını gösterir ancak asıl kritik eşik ikinci turda yaşanacak.
Yarış iki aday arasında kaldığında, ilk turda elenen aktörlerin seçmen kitlesi bir anda ülkenin kaderini belirleyen ana özneye dönüşecek. Eğer CHP seçmeni, kendi partisinin çıkaracağı yeni adayın ikinci tur ihtimalini düşük görürse, daha ilk turda muhalefet seçmeninin bir bölümünün Mansur Yavaş’a yönelmesi mümkün olabilir. Ancak Mansur Yavaş’ın milliyetçi kimliği ve Kürt meselesine yönelik çizgisi, DEM Parti tabanının ikinci turda ona blok halinde oy vermesini oldukça zorlaştırıyor. Bu seçmenin sandığa gitmemesi veya çerçeve yasanın getirdiği imkanlar nedeniyle iktidar adayına yönelik tercihini kullanması, muhalefetin tüm matematiksel hesaplarını çökertebilir. Tam da bu noktada, Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllara dayanan devlet yönetimi tecrübesi ve uluslararası alandaki güçlü siyasi ağırlığı devreye giriyor. Seçmen davranışı yalnızca parti tercihleri üzerinden şekillenmiyor; Türkiye'nin dünyadaki konumu ve dış politika istikrarı da seçim atmosferinin önemli unsurları arasında.
Muhalefet cephesindeki çok başlılık, adaylık karmaşası ve Beştepe'nin hamlesiyle Yavaş’ın pasifize edilmesi karşısında; kararsız seçmenlerin ikinci turda "istikrar ve tecrübe" faktörünü ön planda tutarak Erdoğan’ın liderliğine yönelmesi güçlü bir olasılık olarak karşımızda duruyor. Sonuç olarak; Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa ederek Ankara’da başlattığı dalga, Türkiye’yi iki turlu çetin bir satranç tahtasına dönüştürdü.
Muhalefet iç rekabetle ve bölünmeyle boğuşurken, Beştepe’nin yürüttüğü akıllı strateji, ikinci turun matematiğinde mevcut cumhurbaşkanını daha şanslı aday görünümüne sokuyor.
Ağır ekonomik şartlara rağmen muhalefetin dağınık yapısı sosyolojik bir mucize olarak 25 yıllık AK Parti iktidarını bir istikrar adası gibi adeta çekim merkezi haline getirmeye başladı. Çok sayıda muhalif belediyenin AK Parti’ye yönelmesi bu sebeple muhalefeti rahatlatan gerekçelerin dışında çuvaldızı kendilerine batırmalarını gerektiriyor. Yakın gelecekte İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde de bir transfer yaşanırsa, Cemil Tugay kendini gerekçelendirirken pek de yanlış olmayan bu duruma yaslanacaktır. Özetle muhalefet ülke insanında bir güven ve umut yaratmadığı ölçüde iktidar rüyasını daha çok bahar göremez.
Sandığa doğru: Ankara’da kartlar yeniden karılırken ikinci tur matematiği
Sandığa doğru: Ankara’da kartlar yeniden karılırken ikinci tur matematiği
Paylaş: