.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Ev alırken artık bu soruları da sorun

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Ev alırken artık bu soruları da sorun
Ev alırken artık bu soruları da sorun
Paylaş:
Ev satın alırken ilk olarak neye bakıyoruz? Konumuna, metrekaresine, oda sayısına, manzarasına, otoparkına ve elbette fiyatına… Ülkece yaşadığımız acı tecrübelerin ardından, deprem gerçeğinin getirdiği sorular da nihayet önceliklerimiz arasına girdi. Artık binanın yaşını, zemin durumunu ve depreme dayanıklılığını daha fazla sorguluyoruz.
Ancak bugün dikkatinizi başka bir noktaya çekmek istiyorum. Satın aldığınız konutun yıllar sonra da değerini koruyabilmesinin artık başka bir boyutu daha var: Sürdürülebilirlik
“Bu moda kavram şimdi de inşaat sektörüne mi girdi?” diye düşünebilirsiniz.
Evet, sürdürülebilirlik bugün kurallar, raporlama yükümlülükleri ve kimi zaman da prestij arayışıyla gündemimize giriyor. Oysa hatırlayacaksınız; Ağustos ayında bu köşede yayımlanan “Kurda, Kuşa, Aşa…” başlıklı yazımda, sürdürülebilirliğin bize aslında yabancı olmadığını anlatmıştım. Topraktan aldığını doğayla ve diğer canlılarla paylaşan kadim kültürümüz; kaynakları tüketmeden üretmeyi, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken yarının hakkını da korumayı öğütlüyordu.

Şimdi gelin, bu kadim yaklaşımın yaşadığımız binalarda nasıl karşılık bulması gerektiğine bakalım. Konut ya da ofis… Yaşadığımız ve kullandığımız binalar, yalnızca özenle inşa edilmiş yapılardan ibaret değildir. Yıllar boyunca enerji, su tüketen, doğal kaynakları kullanan ve bakım gerektiren birer sistemdir. Sağlığımızı, bütçemizi, çevreyi ve nihayetinde kentlerimizin geleceğini etkiler. Peki, almayı düşündüğünüz bina yalnızca bugünün beklentilerini mi karşılıyor, yoksa geleceğin koşullarına da hazır mı?


Depreme dayanıklı; peki ya diğer afetlere?

Bir binanın sürdürülebilirliğinden söz edebilmek için öncelikle güvenli olması gerekir. Depreme dayanıklı olmayan bir yapının enerji verimli veya çevre dostu olması elbette tek başına anlam taşımaz. Bu nedenle zemin etüdü, yapı ruhsatı, taşıyıcı sistem, beton ve donatı kalitesi, yapı denetim kayıtları ile mevzuata uygunluk mutlaka sorgulanmalıdır. Bu noktada önemli olan bir başka husus da yetkinliktir. Projeyi hazırlayan mimar ve mühendislerin uzmanlığı kadar, yapıyı inşa eden yüklenici ile teknik ekibin niteliği de belirleyicidir. Aynı yetkinliğin projeyi inceleyen, denetleyen ve ruhsat sürecini yürüten kamu personelinde de bulunması gerekir. Çünkü güvenli bir yapı; doğru tasarımın, nitelikli uygulamanın ve etkin denetimin birlikte sağlanmasıyla mümkündür. Bununla birlikte, günümüzde bina güvenliğini yalnızca deprem dayanıklılığıyla değerlendirmek yeterli değildir. Aşırı sıcaklar, şiddetli yağışlar, su kıtlığı ve yangın riski de kent yaşamının yeni gerçekleri arasında yer alıyor. Özellikle İzmir ve İstanbul gibi deprem riskine ek olarak artan sıcaklık ve su stresiyle de karşı karşıya olan kentlerde, binaların değişen iklim koşullarına ne kadar dayanıklı olduğunu da konuşmalıyız.
Binanın yazın aşırı ısınıp ısınmadığı, dış cephesinin ve çatısının iklim koşullarına uygunluğu; gölgeleme sistemleri ve acil durum altyapısı gelecekte yaşam kalitemizi doğrudan belirleyecek.


Bu bina ne kadar enerji ve su tüketecek?

Bir konutun gerçek maliyeti satış bedelinden ibaret değildir. Isıtma, soğutma, sıcak su, aydınlatma ve ortak alanların enerji tüketimi yıllarca devam eder. İlk bakışta uygun fiyatlı görünen bir ev, yetersiz yalıtım ve verimsiz sistemler nedeniyle yüksek faturalarla ve aidatlarla karşımıza çıkabilir. Bu nedenle Enerji Kimlik Belgesi’ni ve binanın enerji sınıfını sormalıyız. Isı yalıtımı nasıl yapılmış? Pencerelerin ısı geçirgenliği nedir? Ortak alanların tüketimi izlenebiliyor mu? Yenilenebilir enerji altyapısı bulunuyor mu?
Çatıda güneş paneli bulunması elbette değerlidir. Ancak yanlış yönlendirilmiş, yazın aşırı ısınan ve yeterince yalıtılmamış bir binayı yalnızca güneş paneli sürdürülebilir hale getirmez. Öncelik, doğru tasarımla enerji ihtiyacını azaltmak olmalıdır.
Su kıtlığına karşı yağmur suyunun değerlendirilmesi, gri suyun yeniden kullanılması, düşük debili armatürler, damla sulama ve kuraklığa dayanıklı peyzaj uygulamaları da sorgulanmalıdır. Bu tercihler yalnızca çevreyi değil, binanın gelecekteki işletme giderlerini de doğrudan etkiler.


Sağlıklı bir binada mı yaşayacağız?

Sürdürülebilir bir bina, kaynakları verimli kullanırken insan sağlığını da korumalıdır. Doğru havalandırma, yeterli gün ışığı, nem ve küf kontrolü, akustik konfor ile yapı malzemelerinden yayılan kimyasallar bu değerlendirmenin parçalarıdır. Az bilinen risklerden biri de “radon”dur. Toprak ve kayaçlardan kaynaklanan renksiz, kokusuz ve radyoaktif bu gaz, zemindeki çatlaklar ve tesisat boşlukları yoluyla özellikle bodrum ve zemin katlara ulaşabilir. Duyularımızla fark edilemeyen radon, Dünya Sağlık Örgütü tarafından akciğer kanserinin önemli nedenlerinden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle zemin yalıtımı ve uygun havalandırma, radon riskinin azaltılmasını da kapsayan sağlıklı bina yaklaşımının bir parçası olmalıdır.


Binanın görünmeyen karbonu

Bir binanın çevresel etkisi, içine taşındığımız gün başlamaz. Betonun, çeliğin, camın ve yalıtım ürünlerinin üretiminden şantiyeye taşınmasına kadar enerji tüketilir ve iklimi etkileyen sera gazı açığa çıkar. Buna “gömülü karbon” diyoruz.
Bu nedenle müteahhide, kullanılan malzemelerin yalnızca markasını değil, çevresel performansını da sormalıyız. Malzemelerin çevresel ürün beyanları, yani EPD belgeleri var mı? Geri dönüştürülmüş içerikli ve düşük karbonlu ürünler tercih edilmiş mi? Malzemeler mümkün olduğunca yerel tedarikçilerden mi sağlanmış? Hafriyat ve yapı atıkları nasıl yönetilmiş?


Yeşil bina sertifikası ne anlatıyor?

Günümüzde binaların çevresel performansını değerlendiren çeşitli sertifikasyon sistemleri bulunuyor. LEED, BREEAM, EDGE, yerli sertifikasyon sistemimiz olan YeS-TR; enerji ve su verimliliği, kullanılan malzemeler, atık yönetimi, iç ortam kalitesi, ulaşım ve yapının çevresel etkileri gibi farklı ölçütlerini değerlendiriyor. Bu nedenle ev alırken binanın bu sertifikalardan birine sahip olup olmadığını, varsa hangi seviyede belgelendirildiğini ve belgenin yalnızca tasarım aşamasına mı yoksa tamamlanmış yapıya mı ait olduğunu sormakta yarar var.

Bu sorular bugün teknik bir ayrıntı gibi gelebilir. Oysa yapı sektöründe çevresel performans, yalnızca bir itibar konusu olmaktan çıkıyor; finansmana erişimi, yatırım değerini ve yeni iş fırsatlarını etkileyen bir ölçüte dönüşüyor. Karbon ayak izi hesaplanan, kaynak verimliliği gözetilen ve kullanılan malzemelerin çevresel nitelikleri belgelenen projeler, müteahhitlerin yeşil finansmana erişimini kolaylaştırabilir. Aynı zamanda kurumsal yatırımcılar ve çevresel ölçütlere önem veren müşteriler karşısında rekabet avantajı sağlayabilir. Konu sadece müteahhitler açısından önemli değil. Konutun, Enerji Kimlik Belgesindeki (EKB) sınıfı, satın almak için kullanabileceğiniz kredi tutarını ve bankanın sunacağı kredi koşullarını etkileyebilir.
Bugün satın aldığınız konutu yıllar sonra satmak veya kiralamak istediğinizde ise yapının enerji sınıfı, iklim risklerine dayanıklılığı, işletme giderleri ve belgelenmiş çevresel performansı piyasa değerini ve tercih edilmesini doğrudan etkileyebilir. Bugünün çevreci tercihleri, yarının gayrimenkul piyasasında aranan temel niteliklere dönüşebilir.  Bu özellikleri taşımayan binalar ise yüksek enerji ve su giderleri, yenileme ihtiyacı ve değişen finansman koşulları nedeniyle değer kaybı riskiyle karşılaşabilir.

Ev alırken aslında yalnızca bir daire satın almıyoruz; gelecekte ödeyeceğimiz faturaları, karşılaşacağımız riskleri, soluyacağımız havayı ve yaşayacağımız kentin geleceğini de seçiyoruz. Bu nedenle bugün sormadığımız her soru, yarın karşımıza yüksek bir fatura, değer kaybı veya yaşam kalitesi sorunu olarak çıkabilir. Unutmayalım: Bir konutun gerçek değeri, anahtarını teslim aldığımız gün değil; yıllar sonra hala güvenli, sağlıklı, ekonomik ve yaşanabilir olduğunda anlaşılır.