.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Doğum sonrası "lohusalık" diye geçiştirilen durum ağır bir ruhsal sorun olabilir

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Amerika’da Lindsay Clancy vakası, doğum sonrası ruhsal sorunların en ağır tablolarından biri olan psikozu yeniden gündeme taşıdı.
Doğum sonrası "lohusalık" diye geçiştirilen durum ağır bir ruhsal sorun olabilir
Paylaş:

Doğum sonrası dönem çoğunlukla mutluluk, annelik ve bebeğe bağlanma üzerinden anlatılıyor. Ancak bazı kadınlar için bu süreç yoğun kaygı, depresyon ve nadiren de olsa gerçeklikle bağın bozulduğu ağır psikiyatrik tablolarla seyredebilir. ABD'de kamuoyuna yansıyan Lindsay Clancy vakası da doğum sonrası psikozun ne kadar ciddi sonuçlara yol açabileceği konusunda dünya çapında tartışma yarattı. Vaka, aynı zamanda kritik bir soruyu gündeme getirdi: Doğumdan sonra ortaya çıkan ciddi ruhsal belirtileri ne kadar erken fark edebiliyoruz? Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, doğum sonrası ruh sağlığı sorunlarında yalnızca annenin değil, eşin ve yakın çevrenin de belirtileri tanımasının hayati önem taşıdığını vurguladı.

PSİKOZDA GERÇEKLİK ALGISI BOZULABİLİR

Doğum sonrası psikoz yaklaşık her 1.000 doğumun 1-2’sinde görülüyor. Ancak nadir olması, riskin göz ardı edilebileceği anlamına gelmiyor.

Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan; “doğum sonrası psikozun en önemli özelliklerinden biri, kısa süre içinde belirginleşebilmesi ve kişinin gerçekliği değerlendirme biçimini etkileyebilmesi.Tablo genellikle doğumu takip eden ilk günler ve haftalarda ortaya çıkıyor. Belirgin kafa karışıklığı, düşünce ve davranışlarda olağandışı değişimler, sanrılar, halüsinasyonlar, uyumamasına rağmen sıra dışı düzeyde enerjik olma, kendisi veya bebeğiyle ilgili gerçekçi olmayan inanışlar geliştirme, yoğun kuşkuculuk ve duygu durumunda belirgin dalgalanmalar görülebiliyor. Kişi bazı zamanlarda daha iyi görünürken kısa süre içerisinde tamamen farklı davranmaya başlayabiliyor” diyor.

HER KÖTÜ DÜŞÜNCE PSİKOZ DEĞİLDİR

Özcan; “Doğum sonrası ruh sağlığıyla ilgili önemli noktalardan biri de bebeğe zarar verme düşünceleri.Bazı annelerin istemedikleri halde zihinlerine bebeğe zarar vermekle ilgili korkutucu düşünceler gelebiliyor. Bu düşüncelerin varlığı tek başına psikoz anlamına gelmiyor.Burada kritik olan, annenin bu düşünceleri istememesi, düşüncelerden rahatsız olması ve bunların gerçek olmadığının farkında olması.Psikozda ise gerçekliği değerlendirme bozulabiliyor. Kişi gerçekte olmayan bir durumu gerçek kabul edebiliyor, olmayan sesler duyabiliyor veya çevresindeki olaylara gerçeklikle uyuşmayan anlamlar yükleyebiliyor.Bu nedenle yalnızca “Anne ne düşünüyor?” sorusuna değil, “Bu düşünceyi nasıl değerlendiriyor ve gerçekle bağını koruyabiliyor mu?” sorusuna da bakılması gerektiğine dikkat çekiyor.

EN BÜYÜK GÖREV AİLEYE DÜŞÜYOR

Doğum sonrası psikozda kişi her zaman kendi durumunun farkında olmayabiliyor. Bu nedenle eş ve yakınların gözlemleri büyük önem taşıyor.Annenin davranışlarında belirgin değişiklik, giderek artan kafa karışıklığı, yoğun kuşkuculuk, gerçeklikle uyuşmayan düşünceler, olmayan şeyleri görme veya duyma gibi belirtiler fark edildiğinde beklemek yerine profesyonel yardım alınması gerekiyor.Özcan, özellikle doğumdan sonraki ilk haftalarda ortaya çıkan belirgin değişimlerin “Biraz bekleyelim, belki geçer” yaklaşımıyla ertelenmemesi gerektiğini vurguluyor.

RİSK DOĞUM ÖNCESİ SÜREÇTE BELİRLENEBİLİR

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan;” Doğum sonrası ruh sağlığı için hazırlık gebelik döneminde başlayabiliyor. Anne adayının daha önce yaşadığı ruhsal sorunlar, bipolar bozukluk veya psikoz öyküsü ve önceki gebeliklerde yaşanan ruhsal süreçlerin değerlendirilmesi, riskin yüksek olduğu durumlarda doğum sonrasına yönelik bir destek planı oluşturulmasına yardımcı olabiliyor. Bu plan yalnızca anne için değil, eş ve aile için de hazırlanmalı. Yakınların hangi belirtileri izleyeceğini, ne zaman yardım isteyeceğini ve hangi sağlık hizmetine başvuracağını önceden bilmesi, kriz anında zaman kaybını önleyebiliyor.” Diyor.